Liberalleri bencil sanmak
Yazan: denememeler Nisan 18, 2006
Ne yanar kimse bana ateş-i dilden özge
Ne açar kimse kapım Bad-ı Saba’dan gayrı
Liberaller oldum olası (ki ben yaklaşık olarak bu ülke ilk kez liberallerin seslerini çıkartmaya başladıklarında olmuşum) bencil olmakla suçlanırlar. Akıllılık, beceriklilik ve dünyayı iyi analiz edebilme liberalliğin olduğu kadar para kazanabilme kâbiliyetinin de ön şartı olduğu için (benim aralarında bulunamadığım) liberallerin çoğunluğunun hali vakti yerindedir. Ya ortalamanın üstünde para kazanan profesyonellerden ya da düpedüz zenginlerden oluşan bu grup etrafına meramını anlatırken kendilerinden örnekler vererek ve birinci tekil şahsı kullanarak örneğin “neden hiç çocuğu olmayan ben, çocuğu olanların çocukları (çok çocuk diyince cücük diyesim gelir hep nedense) eğitim görsünler diye cep telefonlarımdan ekstra ekstra vergi ödeyeyim ki? Zaten eğitim, toplumdan çok bireye faydalı bir şeydir” derse hemen kendisine “bencil” yaftası yapıştırılır. Bu yaftayı kimi liberal benimser ve bencilliğin bireyselliğin bir türevi olduğundan, egodan söz eder, bencilliği içselleştirir. Kimisi ise bencillik yapmadıklarını, aslında toplumun tümünün yararına olacak şeyleri asıl kendilerinin savunduklarından dem vurur, durur. Ben bencil yaftası karşısında hem ilk hem de ikinci görüşlerin doğruluğuna inanıyorum lakin bu yazıda ilkine değil ikincisine vurgu yapmak niyetindeyim. Şöyle ki, öncelikle etrafımdan ve kendimden örnekler vereceğim, sonra da gidip MNM dinleyerek bir ufak Efe Rakısı içeceğim. (bana bir şey ispatlamak için yeterli prosedür gibi göründü
)
Ne zaman birisine liberalizmi anlatmaya çalışsam (ben liberalizmi sadece Ömer’e ve Atilla Hoca’ya anlatmaya çalışmıyorum) laf nedendir bilmem dönüp dolaşıp eğitim, sağlık ve altyapıya gelip dayanıyor; ki tartıştığım kişilerin önemli bir kısmı müteşebbislerin ve serbest piyasanın bırakın eğitim ve sağlık alanında, sakız ve şeker üretiminde bile söz sahibi olmasından yana değiller. Ve ben de bir kısım vergi ödeyenlerin vergileriyle bir diğer kısım vergi vermeyen veyahut da az vergi verenlerin eğitim ve sağlık hizmetlerinin karşılanmasına (hiç çocuğu olmayan ve asla ve kat’a hasta olmama rağmen cep telefonu, içtiğim şaraplar ve bordrom sayesinde ödediğim doğrudan ve dolaylı vergilerimle 12 çocuğu olan ve Dışkapı hastanesi’nden çıkmayan Sabuha Teyze’nin bütün bu masraflarını ödememe) karşı çıkıyorum ve ZAAAART “bencil” damgası yiyorum!
Ben, diyorum ki, Devlet bedava eğitim ve sağlık hizmeti vermemelidir. (Türkiye Cumhuriyeti her ikisini de vermektedir, insanın sevmediği ot burnunun dibinde bitermiş) Ben diyorum ki, devlet fakirlere, çiftçilere, tekstilcilere, turizmcilere, emeklilere, ihracatçılara, yaşlılara, dullara ve yetimlere doğrudan veya dolaylı olarak gelir desteğinde bulunmamalıdır. Peki misal benim sosyal demokratım, benim milliyetçim, benim komunistim, benim dincim, benim müteahhitim, benim hristiyan demokratım, benim teyzem ne demektedir? “Devlet, şu şu ve de stratejik öneme haiz şu hizmetleri bedavaya vermelidir” ( = ben ve benim hoşuma giden, sevdiğim şu kişiler başkalarının ödediği vergilerle bu hizmetlerden bedavaya yararlanmalıdırlar)
Peki biz liberaller ne demekteyiz? “ne kadar ekmek o kadar köfte” ve “ne sana ne bana”Sosyal Demokrat bir arkadaşınızla konuşursunuz. Devletin zararına olduğu için orduevlerine, polisevlerine karşı olan bu arkadaşınız öğretmenevlerinin kalması gerektiğini düşünebilir, çünkü kendisi öğretmenevlerinden yararlanmaktadır. Bir aklı selim bana bunun “halifeyi tanımıyorsam hilafet kaldırılmalı, yok ben halifenin tanıdığı veya akrabasıysam veyahut da düpedüz halifeysem halifelik kalmalıdır” demekten ne farkı vardır? (ben bu aralar bir aklıselime çok muhtacım)
Ve lütfen biri bana açıklar mı, bütün rejimler ve bütün taraflar sadece ve sadece kendilerinin devletten ne kadar çok para alacaklarını düşünür ve ona göre pozisyon alırlarken, “ben hiç bir şey istemiyorum ama kimse de devletten yararlanmasın, onun yerine vergileri düşürelim” diyen liberaller nasıl oluyor da bencil oluyorlar?
Kısa keseyim, anlayan anlasın, anlamayanlara anlayanlar anlatsın; Diğer tüm rejimler, fikirler, ideolojiler “rabbena, hep bana ve benim gibi düşünenlere” der iken Liberalizm “ne bana ne sana” demektedir. Ve bu bencillikten ziyade adalet demektir.
Aydın demiş
Bir zamandır ben de bu liberallere takmış durumdayım ki edindiğim izlenim şöyledir ki “elinde avucunda iyi sermayen varsa senin için en iyisi liberalizm, eğer yoksa yine devletçi olacaksın” Hadi eğitimi, sağlığı, vesaireyi paralı yaptık, o parayı bulamayan ne olacak diye düşünülmüyorsa, işte bencillik oradadır çünkü bunu düşünmeyen birisinin o parayı bulamama gibi bir problemi yoktur diye düşünüyorum, yanlışsam düzeltiniz…
Saygılar
denememeler demiş
Sayın Aydın, “elinde avucunda iyi sermayen varsa senin için en iyisi liberalizm, eğer yoksa yine devletçi olacaksın” derken de bencillik yapılmış olunmuyor mu? Param varsa liberalim yoksa devletçiyim. Ben param olsa da olmasa da liberalim. (Daha doğrusu yok, liberalim olsa da liberal olmaya devam ederim herhalde)
Bir de yanlışsam düzeltiniz dediğiniz noktayı düzelteyim, liberaller “onlara ne olacak” sorusuna kafa yorarlar. Bunu zengin olsalar da fakir olsalar da yaparlar. Bunu düşünmeyen birisinin de basbayağı kendisi için gerekli parayı bulamaam olasılığı vardır. Adam sadece kendini düşünüyor olabilir.
Saygılarımla.
AGumus demiş
Devletin sağlık, eğitim giderlerini fakir insanlar için sağlaması, vergi veren bir insan için adaletsizlikmiş gibi algılansa da, bireyin güven içerisinde yaşama isteğinin bir maliyetidir. Bu aslında illegal olarak bildiğimiz “haraç”, burada legal bir yapıda. Bu olmak zorunda. Çalışan, vergisini veren kesim, öyle ya da böyle kendi güvenliği için, Sabuha Teyzenin hastane giderini karşılamak zorunda.
denememeler demiş
Tamam, Sabuha Teyze ve diğerleri şunu demeye getiriyorlar çalışan ve üreten kesime: bana bedavaya şunu şunu ver yoksa ali kıran baş kesen bir şekilde senin huzurunu bozarım! Vergi veren (ve bu vergiyi de fiziksel güvenliği için veren) çalışan kesim bir de üzerine bu maliyetleri ödemek zorunda kalıyor. (Türkiye’de vergi oranı yüzde 33. Sigorta primi oranı da %33. ikisini toplarsanız yüzde 66 ediyor. Türkiye’de vergi kaçırmazsan senden kazancının üçte ikisini alıyor devlet)(tezimde sabitim. sosyal demokratlar ve fakirler liberallerden daha benciller)
Aydın demiş
Efendim ben “sermayen varsa liberalsin yoksa devletçisin” izlenimimin bir savunucusu değilim bunu belirtmek isterim ilk önce… Bu benim bu konu etrafında dönen tartışmalardan takip ettiğim kadarının sonucunda edindiğim en genel izlenimdi… Sadece paylaşmak istemiştim… Ben ne liberal ne de devletçiyim… Hangi görüşün daha kabul edilebilir olduğu konusunda kararsız kalmış bir vatandaş olarak uzaktan izleyip aklımın almadığı noktaları sorarak bilgilenme uğraşı içerisindeyim… Bağlı bulunduğum tek -izm, humanizm, o da pek politik sayılmaz
Şimdi sizin cevabınız üzerine ben de yeni bir soru işareti oluştu ve sorma ihtiyacı hissediyorum: Onlara ne olacak sorusunu kendinize sorduğunuzda aldığınız cevap nedir? Ben bu soruyu kendime sorduğumda aklıma hiç de pozitif cevaplar gelmiyor… Ne kadar ekmek o kadar köfte dediğinizde, unu bile olmayan bir adam köfteyi nasıl yutacak? bana göre hem köftesiz hem de ekmeksiz kalacak… Bu durumda bu insanların yaşamlarını sağlama hakkındaki projeleri nedir liberalizmin? Yoksulluk, belki de açlık sınırında bir hırka bir lokma bir yaşam mı vaat etmektedir liberalizm bu insanlara?
Diğer sorular da vergi ve özelleştirme hususlarında kafama takılıyor… Haklısınız vergiler çok yüksek… Kaldırdık… Herşeyi de özelleştirdik…
1. O zaman seçtiğimiz kişiler neyi yönetecek, sorumluluk alanları ne olacak?
2.Seçtiğimiz kişilerin ve devlet bünyesinde çalışan diğer kişilerin maaşı ne ile karşılanacak. Liberalizmin en önemli ayağı serbest ekonomi ise devlet ekonomik faaliyetlere bulaşmayacak ve böyle bir durumda da devletin hazinesi, mülkü ve geliri olmayacak (burayı da yanlış biliyorsam tekrar bir düzeltme rica edeceğim)
3. Yıllardır vergilerin bize yol su elektrik olarak geri döndüğü iddia ediliyordu, Sabuha teyze nereden çıktı? (Bu soruyu atlayabilirsiniz, konuyla pek alakalı değil)
Son olarak da bencillik daha çok kişisel bir özelliktir bana göre, fakirler veya liberallerin hepsi bencil gibi bir genelleme yapılamaz… Ki ilk yorumumda da “böyle düşünen birisinin” diyerek kişi üzerinden yaklaşmıştım… Ama bir ideoloji olarak liberalizm bencil bir izlenim bırakıyor insanın üstünde… Sosyal demokratlık hakkında pek fikrim yok ama fakirler arasında paylaşım, zenginler arasında olduğundan daha çok ve çıkarsız olduğu kanaatindeyim… (Bu arada fakir de değilim zengin de değilim, ikisi de olmak istemem… Bu paragraf artık konunun dışına taştı kusura bakmayın…)
Saygılar…
denememeler demiş
Sayın Aydın, yorumlarınızı ve sorularınızı okudum, bu konuyu bir devam yazısında inceleyeceğim lakin yarın mühim bir mülakatım var o yüzden hafta sonuna bırakıyorum. Pazartesiye hazır olur sanırım.
Not: aklıma gelen şeyleri de kısaca yazayım:
1. Vergiler kalkmıyor, oldukça azalıyor.
2. Devlet iç ve dış güvenlik işlerini yapacak.
3. “Herşey” özelleştirilmeyecek, devletin ekonomiye müdahale ettiği alanlardaki kurumları özelleştirilecek. Ordunun, polis teşkilatının, yargının vs. özelleştirilmesi mevzu bahis olamaz.
4. Hayır kurumları, cemaatler vs. fakirler için bir çıkış yolu olabilir. Çıkış yolunun olmaması da bir çıkış yolu olabilir. Fakirler ölsün mü? sorusuna verilecek cevap “Eğer sen ölmelerini istemiyorsan bir şeyler yap, ama benim onların ölmemesi için fazla vergi vermemi istiyorsan o zaman ölsünler” olabilir.
5. Sabuha Teyze 42 yaşında emekli oldu, devlete verdiği primler ilk 20 yılki emeklilik maaşını bile karşılamıyor, nerede kaldı sağlık harcamalarını karşılasın.
AGumus demiş
Refah transferi, güvenlik açısından yapılmak zorunda. Bir de şöyle de bakılabilir; refah transferi, bir noktada daha az çalışıp, pastadan daha düşük pay almanın bir rüşvetide olabilir. Üreten bir vatandaş, üretmeyen bir vatandaşın çalışıp da elde edebileceği fakat vazgeçtiği pay için rüşvet veriyor da olabilir. Bu da aslında pastanın büyümesini engelliyor, diye düşünüyorum.
Birde fakirlerin giderlerinin karşılanması ile ilgili olarak da aslında çok değişik fikirler aklıma geliyor. Bu işin düşünme tarafını seviyorum. Bir noktada liberalizm bu. Şu ahlakidir, yok bu erdemdir tartışmalarından uzak serbestçe düşünmek liberalizmi diğerlerinden ayırıyor. Kendi içinde hızlı bir yapıcı denetim mekanizması var. Bugün doğru olan, yarın yanlış olabiliyor, ve bu bir kısıtlamaya tabi değil. Liberalizm bir noktada insana düşünme özgürlüğünü sağlıyor. Bu esneklik dışarıdan bakan insanlar için kimi zaman liboşluk olarak, bencillik olarak tanımlansa da, işin içine girildiğinde bu esnekliğin muhabbet olsun diye sağlanmadığı görülür. Liberalizm bana göre bi toplumu gelişime sevkeden bir felsefe, bazen bu gelişim toplumun kendi gelişim hızından yüksek olur, orda da sıkıntılar başlar, liberalizme eleştiri de bu nokta da başlıyor işte.
Yukarıda tartışılan konu, liberallerin olduğu bir ortamda tartışılsa, hiç kimse birbirini sonradan toplum tarafından yaratılan değer yargıları ile köşeye sıkıştırmaz. Neden ve niçin böyle düşünüldüğü konusunda kafa yorar, ve varsa itirazi söyler yoksa kenara çekilir. Amaç, aslında bir beyin furtınasıdır.bir noktada keyfli bir olaydır. Bi şeyi düşürken, şunu desem ahlaksızlık mı olur, bencillik mi olur kaygısı yok.
Neden, çalışan vergisini veren bir kesim, bu konuda ülkeye katkısı olmayan bir kesime rafah transfer etsin? Bunu sadece insani erdemlilikle açıklamak, bence yeterli değil. Böyle bir açıklama yapıldığında, sistemin zaafiyetlerini görmezden geliriz. İyi niyetle yapılan her erdemlilik eninde sonunda, denetim mekanizması çalıştırılmazsa, haksız bir kazanç kapısı açar. Bu denetim mekanizmasının önemli bir ayağı, çıplak düşünebilmektir. Bence, çıplak düşünme sonunda bulunan cevap, en nihayetinde insan evladının kendi çıkarına olur. Liberalizm budur, ama bence.
Konuyu çok dağıttım.. biraz daha dağıtayım.
Aslında bu özgür düşünebilme, bir anlamda piyasa ekonomisini yaratıyor. Piyasa ekonomisini, libaralizm esas alırdan çok, bu düşünme tekniği piyasa ekonomisini doğuruyor. Pasta nın paylaşılmasından ziyade, pastanın büyümesi hedeflenir. pasta büyüdükçe ne kadar düşük pay alınırsa alınsın, adaletsizlik ne kadar yüksek olursa olsun, insan kabul edilebilir yaşam tarzına ulaşmış olur. Hepimiz fakir olalım, adalet sağlansından çok, hepimiz zengin eşit olamayız ama refahımız bir öncekine gore artmış olur. Sosyalizmin amacı adaletli dağıtımı hedeflemiş olsa da bunu yapamaz. Sosyalist neden şikeyet eder, zenginler daha iyi hizmet alıyor. Ama bu sosyalizm de de vardır, devlette iyi yere gelmiş insanlar, öyle ya da böyle kanunlarda kendileri için imtiyaz yaratıyor. Türkiyede en büyük örneği emekli sandığı, sağlık politikasını yazan çizen insanlar ssk lı veya bagkurlu değil emekli sandığına bağlıdır. Bu adaletsizlik öyle ya da böyle olacak, birileri daha iyi yaşayacak birileri daha kötü yaşayacak. Sorun, iyi yaşayanın bunu kendi imkanı ile yaratıp yaratmadığı, ve bu yaratılırken pastanın genişleyip daha kötü yaşayan için avantaj sağlayıp sağlamayacağıdır.
AGumus demiş
Refah transferi, güvenlik açısından yapılmak zorunda. Bir de şöyle de bakılabilir; refah transferi, bir noktada daha az çalışıp, pastadan daha düşük pay almanın bir rüşvetide olabilir. Üreten bir vatandaş, üretmeyen bir vatandaşın çalışıp da elde edebileceği fakat vazgeçtiği pay için rüşvet veriyor da olabilir. Bu da aslında pastanın büyümesini engelliyor, diye düşünüyorum.
Birde fakirlerin giderlerinin karşılanması ile ilgili olarak da aslında çok değişik fikirler aklıma geliyor. Bu işin düşünme tarafını seviyorum. Bir noktada liberalizm bu. Şu ahlakidir, yok bu erdemdir tartışmalarından uzak serbestçe düşünmek liberalizmi diğerlerinden ayırıyor. Kendi içinde hızlı bir yapıcı denetim mekanizması var. Bugün doğru olan, yarın yanlış olabiliyor, ve bu bir kısıtlamaya tabi değil. Liberalizm bir noktada insana düşünme özgürlüğünü sağlıyor. Bu esneklik dışarıdan bakan insanlar için kimi zaman liboşluk olarak, bencillik olarak tanımlansa da, işin içine girildiğinde bu esnekliğin muhabbet olsun diye sağlanmadığı görülür. Liberalizm bana göre bi toplumu gelişime sevkeden bir felsefe, bazen bu gelişim toplumun kendi gelişim hızından yüksek olur, orda da sıkıntılar başlar, liberalizme eleştiri de bu nokta da başlıyor işte.
Yukarıda tartışılan konu, liberallerin olduğu bir ortamda tartışılsa, hiç kimse birbirini sonradan toplum tarafından yaratılan değer yargıları ile köşeye sıkıştırmaz. Neden ve niçin böyle düşünüldüğü konusunda kafa yorar, ve varsa itirazi söyler yoksa kenara çekilir. Amaç, aslında bir beyin furtınasıdır.bir noktada keyfli bir olaydır. Bi şeyi düşürken, şunu desem ahlaksızlık mı olur, bencillik mi olur kaygısı yok.
Neden, çalışan vergisini veren bir kesim, bu konuda ülkeye katkısı olmayan bir kesime rafah transfer etsin? Bunu sadece insani erdemlilikle açıklamak, bence yeterli değil. Böyle bir açıklama yapıldığında, sistemin zaafiyetlerini görmezden geliriz. İyi niyetle yapılan her erdemlilik eninde sonunda, denetim mekanizması çalıştırılmazsa, haksız bir kazanç kapısı açar. Bu denetim mekanizmasının önemli bir ayağı, çıplak düşünebilmektir. Bence, çıplak düşünme sonunda bulunan cevap, en nihayetinde insan evladının kendi çıkarına olur. Liberalizm budur, ama bence.
Konuyu çok dağıttım.. biraz daha dağıtayım.
Aslında bu özgür düşünebilme, bir anlamda piyasa ekonomisini yaratıyor. Piyasa ekonomisini, libaralizm esas alırdan çok, bu düşünme tekniği piyasa ekonomisini doğuruyor. Pasta nın paylaşılmasından ziyade, pastanın büyümesi hedeflenir. pasta büyüdükçe ne kadar düşük pay alınırsa alınsın, adaletsizlik ne kadar yüksek olursa olsun, insan kabul edilebilir yaşam tarzına ulaşmış olur. Hepimiz fakir olalım, adalet sağlansından çok, hepimiz zengin eşit olamayız ama refahımız bir öncekine gore artmış olur. Sosyalizmin amacı adaletli dağıtımı hedeflemiş olsa da bunu yapamaz. Sosyalist neden şikayet eder, zenginler daha iyi hizmet alıyor. Ama bu sosyalizm de de vardır, devlette iyi yere gelmiş insanlar(burda zengin sınıf değil bürokrat sınıf vardır), öyle ya da böyle kanunlarda kendileri için imtiyaz yaratıyor. Türkiyede en büyük örneği emekli sandığı, sağlık politikasını yazan çizen insanlar ssk lı veya bagkurlu değil emekli sandığına bağlıdır. Bu adaletsizlik öyle ya da böyle olacak, birileri daha iyi yaşayacak birileri daha kötü yaşayacak. Sorun, iyi yaşayanın bunu kendi imkanı ile yaratıp yaratmadığı, ve bu yaratılırken pastanın genişletilip daha kötü yaşayan için avantaj sağlayıp sağlamayacağıdır.
bye.
Aydın demiş
Bugün Cuma
denememeler demiş
Aydın kadeş, haklısın ama beklenmedik şeyler üstüste geldi, mülakat + ailevi meseleler, üzerine mülakatın menfi sonucu olunca da bütün işlerim yattı
En kısa zamanda münazaralarımıza devam edebiliriz ümidindeyim. görüşmek üzere.
Aydın demiş
Beklemedeyim… Kolay gelsin…
eylem demiş
haziran’ın biri…liberalizm ve devletçilikten başka bir yol yok mu?
denememeler demiş
Benim bildiğim yok. Liberalizmden başka bütün -izm’ler kollektivizmin çeşitleri.
herackles demiş
Yazının tamamında; hem taraf olunan hem de karşısında olunan fikrin uygulamaları tam değil.Ancak; taraf olduğunuz fikrin teorisini savunuyor, karşısında olduğunuz fikri ise teorinin bozuk uygulamasını örnek göstererek eleştiriyorsunuz.Buna bencillik denmez de ne denir?
sevgiler…
Kubilay demiş
sayın Heracles, “muhohahahahahaha” siz de bilgisayar kullanmışsınız, bu bencillik değil de nedir? bugün yemek yemişsiniz, yemek yemek bencillik değildir de nedir? adınız var bir insanın adının olması bencillik değil de nedir?
“a bülbülüm uslu musun
kafeslerde besli misin
bencileyin dertli misin
garip garip ötme bülbül”
Yunus Emre
amarat demiş
AKP’nin son popülist politikalarından birisi ilköğretimden sonra lise kitaplarının da ücretsiz olarak örgencilere dağıtılması.Başlangıçta ne kadar masumane bir proje olarak gözüküyor değil mi ? Esasında kazın ayağı hiçte öyle değil.Sonuç itibari ile o dağıtılan kitapların parası bizlerden kesilen vergilerle veriliyor , yani bizim vergimizi gene bize veriyorlar fakat burada bunu yaparken gözden kaçan bir nokta var.İndi bu ücretsiz kitapları kimler alıyor ilköğretim öğrencilerinin her birisi değil mi ? Evet , aynen öyle yani İstanbul’da veyahut Hakkari’de devlet okullarında okuyan her örgenci.Devlet baba kendisini hala bizim babamız olarak gördüğü için bize bir ihsanda bulunmuş ve sevgili evlatları olan bizler arasında hiçbir ayrım gözetmeksizin bizlere bu kitapları dağıtmıştır.Dağıtım sonrasında helal olsun başbakana , yahu bu diğerleri gibi değil “ gibi sözleri çok duyduk etrafımızdan şimdi liselere de verilince daha da çok duyacağız.Şimdi bu kitapları zengini de alıyor fakiri de alıyor.Yani bu ücretsiz kitaplardan faidelenmenin tek bir şartı var o da devlet okulunda okumak.Şimdi sorun burada kaynaklanıyor.Hakkari’de ciddi manada fakir olan ailenin çocuğuna devlet babamız önlük vermiyor sadece kitap veriyor bunun yanında birden çok evi olup, arabasını evin önüne değil de otoparka çeken , evinde bilgisayarı ve internet erişimi olan ailelerinde çocuklarına sadece kitapları ücretsiz veriyor.
Devlet baba garibanları koruma adına bütün ilköğretim örgencilerine ücretsiz kitap verirken bu kitapları parasıyla alabilecek gücü olan kişilerden de parasını almadan ücretsiz bir şekilde veriyor.Burada devlet babamız acaba garibanı mı kolluyor yoksa zengini mi kolluyor bunu ben şahsen anlayabilmiş değilim.Türkiye’nin belirli bölgelerinde ciddi manada gariban kimseler var .Çocuklarını kitap almak için maddiyatından para ayırmayı bırakın çocuklarının eve getirecekleri paraya bile ihtiyacı olan insanlar var.Devlet bu iki tür aileyi de aynı kefeye koyuyor.Devletin gözünde insanların evleri , arabaları , bilgisayarları olmaları önemli değil sadece devlet için baz olan çocukların devlet okulunda okuması kriteri.
Herkesin cebinden çıkan paranın devletin sosyal dağıtımcı olması hasebiyle verilen vergilerin ne kadar boşa gittiğini görmek için bu örneği vermek istedim sizlere.Devlet gitsin ciddi manada zeki olup durumları iyi olmayan çocukları okutsun burs versin, Amerikalar’a yollasın, fakat gidip öyle herkesin çocuğuna kitap falan vermesin.Devlet asli işlerine dönsün onları yapsın artık etkin bir devlet olmak için yapılan denetimleri arttırsın fakat kitap dağıtmasın.Alabilenler zaten alıyorlar , alamayanlara gitsin versin devlet.Öğretmenler liste versin milli eğitim bakanlığına benim sınıfımda şu kadar örgenci gariban bunlara kitap verilmesi uygundur diye.Bütün okullara kitap dağıtımını yapabilen bir organizasyon bunu da yapabilir diye düşünüyorum şahsen.
Olayın birde şu boyutu var.Farz-i misal siz kapı komşunuzla dargınsınız ve onun okula giden çocukları var ve sizin vergilerinizle o küs olduğunuz komşunuzun çocuğunun eğitimini siz finanse ediyorsunuz. Böyle bir saçmalık olur mu ? Para sizin cebinizden direk çıksa o parayı verirmiydiniz ? Peki gene para sizin para , sizin vergileriniz nasıl oluyor da sizin paranız o dargın komşunuzun çocuğuna gidiyor ?
Vel hasıl gitti paralar , Bu okuyan çocuklar daha sonra okuyup büyük adam olduklarında farzı-i misal doktor , bu doktora gittiğinizde siz tedavi olacağınız zaman sizden para istemeyecek mi ? En doğal hakkı olarak isteyecek . O zaman bu yapılanların anlamı ne ?
http://www.netlarus.com/amarat/9752/
Aydın demiş
(Bu bir RTE ve onun icraatları savunması değildir, kendisinden pek haz etmem, araya sokuşturayım dedim müsadenizle)Efendim neden sadece olaya “para para para” diye bakıyorsunuz. Tamam zengin çocukları da alsın ama en azından bir şekilde fakir çocukları da alıyor mu zengin çocuklarının yanında bu kitapları? Yani demek istediğim ; bedava kitap dağıtımı diye birşey olmasa, sizin dediğiniz önlüğü olmayan çocuğun kitabı da olamayacak… Peki okula giden birisi için önlük mü daha önemlidir yoksa kitap mı? Gerçi zamanımızda kitap pek bir değerden düştü haklısınız belki de, insanın giysisi kafasının içindeki hazidenen daha önemli olabilir çağımızda…
İşte liberalizmin burasında takıntılıyım, neden herşey para, neden herşey tamamen “duygusal”… Çok klişe bir laf ama “insanlık öldü mü”… Bu vergiyi ben de veriyorum, komşuma küs isem onun çocuğuna küs değilim… Annemim küs olduğu komşusunun elini bayramda öpmemezlik etmem… Küslük nedir allahaşkına? Onun çocuğunun okuyup doktor olunca benden tedavi ücreti alıp almaması da ona bağlıdır, beni bağlamaz… Ama sizin gibi düşündükçe, eminim ki çuvalla para kaldırmayı düşünecektir… Nasılsa o da vergi verip benim çocuğum olmasa da belki sizin vardır, onu okutacak…Aynı zamanda ben de sizin çocuğunuzu okutmaya devam edeceğim… Noluyormuş o zaman, bir sirkülasyon oluyormuş, benden çıkan para ne kadar güzel ki bir başkasının çocuğunu okutuyormuş… (ki eğer kendi çocuğunuz varsa emin olun onu da okutuyor…)
Ha tabi ki şu anda bunu savunuyorsunuz da siz acaba babamın vergileriyle okumuş olmayasınız…Ama olsun, bakın ne güzel olmuş ki okumuşsunuz, bilgilenmişsiniz, düşünmüş buraya bunları yazmışsınız… Ya babam ve diğer babaların ödediği vergiler olmasaydı… Sizi bilmem ama ben gayet memnunum bu uygulamadan, benden çıkan vergi, eğitimli bir birey daha kazandıracaksa bize, varsın çıksın efendim… Ben asıl söğüşlenen paraları vergimle ödemeye karşıyım, böyle güzel işlere harcanmasına değil…
Saygılar…
Dipnot: sayın denememeler, arayı çok açtınız, bi iki kelime edin de yaşadığınızı anlayalım, hayatınızdan şüphe etmeye başladım artık…